biŞGen'in müzik tence/re-si

biŞGen'in müzik tence/re-si

"Doğruyu bulmak, zekâ ve bilgi meselesinden çok, kişilik ve ahlâk sorunudur."

Türk Pop Müziği Tarihi - 2 - 3

29/4/2008
Kategori: MUZIK TURLERI

Murat Meriç

'62-'65 arası, Anadolu-pop'un önemli isimlerinin müziğe başladığı ya da tanındığı dönemdir. Ama aynı yıllarda tanınan başka bazı orkestralar, bu alan dışında yaptıkları çalışmalarla ilgi görürler. Bu arada Ersan Erdura 1963'te, Erol Evgin de 1964'te düzenlenen amatör ses yarışmalannda birinci olur ve müziğe başlarlar. 1964, '70'lerde pop müziğe damgasını vuracak Beyaz Kelebekler'in de kurulduğu yıldır. '70'lerin pop aranjörlerinden Baha Boduroğlu'nun ve Ömür Göksel'in müziğe başladığı yıl da 1965'tir.

Ancak 1965 yılının asıl önemi, Hürriyet Gazetesi tarafından düzenlenen Altın Mikrofon yarışmasının başlangıç yılı olmasından gelir. 1965-'68 arasında kesintisiz olarak süren, 1972 ve 1979'da birer kere daha yapılan ve birçok ismi müzik dünyasına kazandıran Altın Mikrofon Armağanı Yarışması, "Batı müziğinin zengin teknik ve şekillerinden faydalanarak yine Batı müziği aletleriyle çalınmak suretiyle Türk musikisine yeni bir yön vermek için hazırlanmıştır". Fikret Kızılok'lu Oben Dörtlüsü, Ferdi Özbeğen Orkestrası, İlham Gencer ve Arkadaşları, Kanat Gür Orkestrası, Mavi Işıklar. Metin Alkanlı, Selçuk Alagöz Orkestrası, Silüetler, Grup Sonya Dores ve Yıldırım Gürses ilk Altın Mikrofon'un yarışmacılarıdır. Bu ilk yarışmada birinciliği kendi bestesi "Gençliğe Veda" ile Yıldırım Gürses alır. Gürses, Kurduğu 26 kişilik orkestrasında keman, çello, saksofon, flüt, korno, kontrbas, timpani, bongo, trombon ve piyano gibi batı aletlerini barındırır.

Altın Mikrofon'un müzik dünyasına kazandırdığı pek çok isim vardır: Rana Alagöz, daha sonra Haramiler adını alacak olan Ali Atasagun, daha çok Batman Petrolleri Orkestrası adıyla tanınan Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı Orkestrası, Moğollar, Asım Ekren, Uğur Dikmen... Altın Mikrofon'un 'kazandırdığı' müzisyenlerden ikisi Cem Karaca ve Erkin Koray, '60'ların sonunda yaptıkları çalışmalarla popüler batı müziğinde yeni bir hat açarlar. Erkin Koray, ilk yıllarında "Kızları da Alın Askere", "Silinmeyen Hatıralar", "Yağmur", "Aşkımız Bitecek", "Hop Hop Gelsin" sonraki yıllarda "Şaşkın", "Fesuphanallah", "Estarabim" gibi şarkılarla dillerde dolanır.

Aynı tarihlerde Cem Karaca birbiri ardına yaptığı 45'Iiklerle 'Ulusal Türk Müziği' akımının öncüsü olarak tanımlanır. Anadolu-pop isminin daha telaffuz edilmediği yıllarda Diskotek dergisi tarafından önerilen ve sadece Dönüşüm gurubu tarafından sahiplenilen bu isim tutmaz. Dönüşüm, o dönemde, diğer gruplar arasında değişik çizgisiyle dikkat çeker.

Cem Karaca, özellikle "Hudey Hudey" ve "Emrah"'a getirdiği yorumla dikkat çeker. Apaşlar, Cem Karaca sound'unu oluşturan gruptur. Beraber yaptıkları şarkılar, özellikle bir Mehmet Soyarslan bestesi olan "Resimdeki Gözyaşları", ilk yayınlandığı andan itibaren ilgi görmüş ve klasikler arasına girmştir. Aynı dönemlerde üretilmiş "Bu Son Olsun", "Zeyno", "Ayrılık Günümüz" gibi şarkılar çok önemli çalışmalardır. Apaşlar'la birlikteliği 1969'da sona eren Karaca, Seyhan Karabay ve Ünol Büyükgönenç'in kurduğu Kardaşlar'a katılır ve daha deneysel çalışmalara yönelir. "Dadaloğlu", "Acı Doktor" ve "Tatlı Dillim" bu dönem ürünleridir. Karaca sonrasında Dervişan ve Edirdahan'la farklı çizgide çalışmalar üretir.

1968 Altın Mikrofon Yarışması'na katılan ekiplerden Moğollar, fırtına gibi esti. İlk dönemlerinde bir arayış içinde olan topluluk, 1970 yılında amaçlarını "ileri teknikle zengin folk öğelerini birleştirmek" olarak özetler ve Anadolu-pop adını ilk kez telaffuz eder. Bu açıklamadan hemen sonra ilk hit plak "Dağ ve Çocuk" yayınlanır. 1971'de Fransa'da yayınlanan ilk albümleriyle Academie Charles Grass ödülünü alır. Moğollar, '70'lerin ikinci yarısında grubu oluşturan müzisyenlerin farklı çalışmalar yapmak istemesi üzerine dağılır. Ancak bu döneme dek Selda, Barış Manço, Cem Karaca ve Ersen'le başarılı çalışmalara imza atar ve Anadolu-pop türünün en önemli temsilcileri olurlar.

Moğollar'ın Anadolu-pop ismini koydukları yıllarda Ajlan ve Üç Ozan, Türeyiş, Siluetler, Mavi Çocuklar, Mavi Işıklar gibi topluluklar önemli başarılara imza atar. Bu dönemde, Devlet Tiyatroları'nda oyunculuk yaparak hayatını kazanan Esin Afşar tiyatrodan ayrılır ve müzikle ilgilenmeye başlar. 1968-'70 arasında pek çok plak yapan Esin Afşar, adını Kul Ahmet'ten aldığı bir türküyle duyurur: "Yoh Yoh". Türkiye'de ve dünyada pek çok festivale katılır, 'diplomatik sanatçı' ünvanı alır. 1970 Balkan Festivali'nde Metin Eloğlu'nun sözleri üzerine Salmi Andak'ın bestelediği "Gurbet Yorganı" ile üçüncü olur. Sonraki yıllarda ününü "Zühtü", "Sanatçının Kaderi" gibi şarkılarla sürdürür. Esin Afşar'a ilk plaklarında Modern Folk ÜçIüsü eşlik eder. Ahmet Kurtaran, Selami Karaibrahimgil ve Doğan Canku'dan kurulan grup, 1970'te yaptıklan "Deriko" ile üne kavuşur. Grubun türkülere getirdiği çoksesli yorum başta yadırganır. Modern Folk Üçlüsü, tarzını geliştirerek sürdürür. Ancak ilerleyen dönemde yaptıkları çoksesli çalışmalarla Türkiye'de bir devrin en önemli topluluklarından birisi haline gelir.

Anadolu-pop akımının önemli gruplarından birisi de Üç Hürel'dir. Kendilerine özgü çalışmaları ile '70'lerin ilk yarısında kendilerinden söz ettiren Üç Hürel ilk plağını 1971'de çıkartır: "Şeytan Bunun Neresinde / Ve Ölüm". 1973'e kadar birbiri ardına 45'likler çıkaran grup elemanları, aynı yıl "Hürel Arşivi" adıyla bir toplama albüm yapar. Albüm çok satar ve Üç Hürel, bu plakla Türkiye'de ilk altın plak ödülünü alır. Topluluk, Alpay ve Nesrin Sipahi ile yaptıkları plaklarla da büyük başarı kazanır. '70'lerin başında ortaya çıkan Selda ve 1972'de bir kere daha, bu kez Günaydın gazetesince yapılan Altın Mikrofon'un kazandırdığı Edip Akbayram, Anadolu-pop'un son dönem başarılı temsilcileridir.

Barış Manço, 1970'te kemençe üstadı Cüneyd Orhon ile yaptığı "Dağlar Dağlar" ile bir anda patlar. Aynı yıl "Söyle Sazım" adlı bestesiyle sükse yapan Fikret Kızılok, bir anda Manço'nun en büyük rakibi haline gelir. Cahit Oben Orkestrası'nda başladığı müzik yaşantısını bireysel olarak sürdüren ve elinde gitar, sırtında kaftanıyla yepyeni bit tarz yaratan Kızılok, birbiri ardına yaptığı plaklarla dikkat çeker. İlerleyen dönemde Tehlikeli Madde adlı bit topluluk kuran ve deneysel çalışmalara imza atan Kızılok'un Ahmed Arif'e yaptığı ortak çalışmalar ve Nazım Hikmet'in şiirlerini farklı bir tarzda yorumladığı "Not Defterimden" adlı albüm hala aşılamamış çalışmalardır. Barış Manço ise, herkes gidip geldikten sonra kurduğu Kurtalan Ekspres adlı grubuyla ölümüne dek sürecek bir beraberliği başlatır.

Anadolu-pop bir yandan gelişimini sürdürürken diğer yandan da 'aranjman' hızla yayılır. 60'ların sonunda Ajda Pekkan'ın açtığı yoldan ilerleyen bir grup, bu türde eserler veriyordu. Aslında düzenleme anlamına gelen, ancak yanlış bir kullanımla bir türe adını veren 'aranjman', yabancı şarkılara yazılan Türkçe sözlerle oluşmuş bir 'ara' tür. Bestelerin İngilizce yapıldığı, Türkçe söylemenin 'ayıp' sayıldığı bir dönemde ortaya çıkmış ve başarı kazanmış; böylelikle Türkçe bestelerin de önünü açmıştır. 'Aranjman', iki önemli bestecinin ortaya çıkışıyla yavaş yavaş etkisini yitirir. Bora Ayanoğlu ve Timur Selçuk.

Ayanoğlu, yaptığı bestelerle adını duyurmuştur. Alpay'ın yorumladığı "Fabrika Kızı", popüler olmuş ilk yerli bestedir. Çetin Akçan'ın sesinden ünlenen "Elvan Elvan"; Nesrin Sipahi'nin yorumuyla akıllara kazınan "Yunus", aynı dönemin ürünü olan, İnci Çayırlı'nın yorumladığı "Postacı", yine Alpay'ın yorumuyla "Tren", "Toprak", Gönül Akkor'un unutulmaz sesinden bugünlere ulaşan "GülIer Ve Dudaklar" Bora Ayanoğlu'nun önemli bestelerinden sadece birkaçı. Kendi yorumladığı "Race-Marie" ile ününün doruğuna tırmanan sanatçı, popüler batı müziğinin en önemli bestecilerinden birisi haline gelmiştir.

Timur Selçuk ise, '60'ların sonunda, Fransa dönüşünden sonra kendi yorumladığı Fransız etkili besteleriyle adından söz ettiren genç bir müzisyen olarak atıldığı müzik dünyasındaki yerini giderek sağlamlaştırır. 1987 tarihli ilk plağı "Ayrılanlar için" büyük başarı kazanır, ardından yaptığı "Sen Nerdesin", "İspanyol Meyhanesi", "Beyaz Güvercin" gibi besteler bu türün klasikleri haline gelir.

Bora Ayanoğlu ve Timur Selçuk'un açtığı yoldan ilerleyen bir başka sanatçı da İzmirli besteci Ali Kocatepe. Müzik hayatına yorumcu olarak başlayan, sonra kendi bestelerini yapan Kocatepe, prodüktörtüğüyle de Türkiye'de pop müziğe önemli hizmetlerde bulunmuş bir müzik insanı. Aralarında, 'bütün zamanların en iyi pop albümü sayılan Bülent Ortaçgil'in "Benimle Oynar mısın" albümünün de bulunduğu 100'den fazla albümün prodüktörlüğünü yapan; Gökben, Sibel Egemen, İskender Doğan, Coşkun Demir gibi isimleri müzik dünyasına kazandıran Kocatepe, 1970'te kurduğu 1 Numara plak şirketiyle '80'lere kadar kesintisiz hizmet vermiştir.

Ali Kocatepe'nin çalıştığı en önemli yorumculardan birisi Nüket Duru'dur. 1974 yılında yaptığı bir 45'likle müzik hayatına atılan, ardından söz yazan Mehmet Teoman ve besteci Cenk Taşkan ile ortak bir çalışma içine giren ve büyük başarılar kazanan Duru, 1977'den sonra Ali Kocatepe ile çalışmış, bestecinin Sabahattin Ali şiirleri üzerine yaptığı şarkıları seslendirmiştir. Nükhet Duru ile birlikte dönemin iki büyük yorumcusu sayılan Sezen Aksu ve Nifüfer de aynı yıllarda zirveye yerleşirier. Nilüfer iIk plağını 1972'de yapar. "Dünya Dönüyor" ile ilk altın plağını aldığında yıl 1973'tür. Ardından 45'lik plaklar birbiri ardına gelir. Nino Varon'un keşfi olan sanatçı, daha çok Tuğrul Dağcı ile çalışır. Sezen Aksu ise Sezen Seley adıyla yaptığı ilk plağını 1975'te çıkartır. Asıl ününü "Kaybolan Yıllar"a borçlu olan Aksu, o dönemde "Seni Gidi Vurdumduymaz", "Olmaz Olsun", "Kusura Bakma", "Kaç Yıl Geçti Aradan" gibi başarılı çalrşmalara imza atar.

Melodi Plak'ta grafiker-ressam olarak çalışırken kendi bestelerini plak yapına imkanı bulan Hümeyra da '70'li yıllara damgasını vurmuş özgün isimlerden birisidir. "Kördüğüm", "Yol", "Ölüm" gibi plaklarıyla kendisine özel bir yer edinir ve yıllarca değişmeyecek düzeyli bir çizgide ürünler verir.

Türkiye'de oturmuş bir müzik endüstrisinden söz etmek '70'li yıllar için pek olası değil, Bu anlamda, Ali Kocatepe'nin kurduğu 1 Numara plak şirketi önemli bir girişim. Ancak daha önemlisi, 1972 yılında Şanar Yurdatapan ve Attila Özdemiroğlu'nun kurduğu, Türkiye'nin ilk prodüksüyon şirketi olan ŞAT Yapım. Bünyesinde barındırdığı müzisyenlerin yanı sıra dışarıya da iş yapan ŞAT Yapım, bir dönemin en önemli organizasyonlarından birisi olan 1. Topluiğne Beste Yarışması'nın da düzenleyicisi. TRT tarafından canlı olarak yayınlanan bu yarışma, Türkiye'de düzenlenen geniş katılımlı ilk beste yarışması olması açısından oldukça önemli. O dönemde can çekişmeye başlayan 'aranjman'lara vurulmuş son ve etkileyici darbe aynı zamanda. "Unutama Beni" adlı Erol Tanır bestesine getirdiği yorumla birinciliği kazanan Esmeray,Topluiğne bir başka kazanımı.
Aslında Topluiğne bir anlamda Eurovision provasıdır. TRT, bu yarışmaya 1975'ten itibaren katılma kararı almış ve çalışmalara başlamıştır. Topluiğne'nin başarılı bir şekilde sonuçlanmasının ardından çalışmalar hız kazanır. 1975 yılındaki ilk Eurovision'da ufak aksaklıklar yaşansa da bu yarışma Semiha Yankı'nın galibiyetiyle sonuçlanır. Münir Ebcioğlu bestesi "Seninle Bir Dakika", Stockholm'de 3 puan alır. Yine de yarışmaya ilgi artar. Yıllarca en önemli müzik olaylarından sayılır Eurovision.
'60'ların sonundan beri yaptığı plaklarla bir yerlere gelmeye çalışan, bunu bir ölçüde başaran Erol Evgin, yanına `70'lerden bu yana müziğin içinde olan besteci Melih Kibar'ı ve söz yazan Çiğdem Talu'yu alarak 1976'da yeni bir çalışmaya başlar. Bu üçlü kısa sürede ilk ürünlerini verir: "İşte Öyle Bir Şey". Plak büyük başarı kazanınca arkası gelir. "Bir de Bana Sor", "Sevdan Olmasa", "Etme Eyleme", "İçimdeki Fırtına"... Böylelikle Türkiye'de popüler müziğin en başarılı ekip çalışması başlar. Talu-Kibar ikilisinin şarkılarını sadece Erol Evgin yorumlamaz; Tanju Okan, Füsun Önal, Hümeyra, Rezzan Yücel bu şarkıları yorumlarlar ve büyük başarı kazanırlar. Türkiye'de popüler müziğe en çok katkının yapıldığı dönemde en üretken ekip olarak dikkat çeker Talu-Kibar-Evgin üçlüsü.
Aynı yıllarda Asu Maralman, Yeliz, Yeşim gibi sanatçılar da plaklarıyla dikkat çekerler. Pop müziğin gerçekten popüler olduğu yıllardır `70'ler. Ancak siyasi hareketlerin tırmanışı, dengelerin değişmesi ve toplumsal muhalefetin güçlenmesi pop müziği de etkiler. Yıllardır Anadolu kokulu çalışmalar yapan Cem Karaca, Selda, Edip Akbayram gibi sanatçıların başını çektiği bir ekip, giderek sloganlaşan şarkılar üretmeye başlar. Ali İzzet Özkan'dan Aşık Mahzuni'ye, Aşık İhsani'den Ruhi Su'ya uzanan bir geniş kültürün üzerine sağlam yapıtarla inşa edilen bu tür bir anda gelişir. Rahmi Saltuk, Sadri Gürbüz gibi yorumcular 'iyi' çalışmalara imza atarken Timur Selçuk, yepyeni bir çizgide yaptığı plakla bu türün en önemli isimlerinden biri haline gelir.
Politik müziğin yükselişe geçmesi yeni yorumcuları ortaya çıkartırken pop müziğin ünlü sesleri toplumsal mesajlar içeren şarkılar üretmeye başlar: Metin Ersoy, İskender Doğan, Füsun Önal, Tanju Okan, Ali Rıza Binboğa, Yeşim bunlardan birkaçıdır. 1974'te Yılmaz Güney'in "Arkadaş" filminde adını duyuran Melike Demirağ, `70'lerin ikinci yarısında en önemli yorumcu olarak dikkat çeker. Birbiri ardına yaptığı plaklarda Şanar Yurdatapan şarkıları yorumlar. Şanar'ın ŞAT Yapım`dan ortağı Attila Özdemiroğlu da aynı yıllarda Zülfü Livaneli'ye yaptığı düzenlemelerle ilgi çeker.
1980 askeri harekatı, her şey gibi pop müziği de duraklatır. Piyasa krizdedir. Bir dönemin çok satan pop plaklarının yerini arabesk plakları almıştır. `70'lerin sonundan itibaren ortalığı kaplayan kaset furyası plak sektörünü vurmuş, kasetçilerin doldurduğu karışık kasetler çok satar olmuştur.
Böylesi bir dönemde, dönemin tek televizyonu olan TRT, yeni insanları ve türleri lanse etmeye başlar. Beş Yıl Önce On Yıl Sonra, bu yıllarda kurulmuş uzun süreli olamayan bir topluluktur. Yıldırım Gürses'in "Hoş Sada" çalışmalarıyla örneklediği 'Çoksesli Türk Hafif Sanat Müziği' de yeni bir tür olarak ortaya çıkartılır. Bu tür, TRT tarafından pompalanmış, bu pompalama başta etkili olmuş, sonrasında giderek etkisini yitirmiştir. '68'in Altın Mikrofon birincisi, '70'lerin en popüler bestecisi Yıldırım Gürses bunun ardından bir suskunluk dönemine girer. Bu suskunluğunu 1999'da yaptığı ikili bir albümle bozar.
Bu kısır ortarnda, yine de iyi çalışmalar üretilir. Fikret Kızılok'un "Zaman Zaman"ı, Erkin Koray'ın ''70'Ii yıllara bir selam gönderdiği "İlla ki"si ve Ergüder - Nur Yoldaş ikilisinin unutulmaz "Sultan-ı Yegah"ı bu dönemin çalışmalarıdır. Özellikle "Sultan-ı Yegah" büyük ses getirir. `70'lerde kurduğu orkestrayla önemli çalışmalara imza atan, doğu-batı sentezini oluşturma uğrunda ciddi çabaları olan Ergüder Yoldaş, 1982'de yaptığı bir albümle o güne dek yaptıklarına son noktayı koyar. O dönemki eşi Nur Yoldaş'ın yorumladığı ve önemli müzisyenlerin katılımıyla oluşturulan albüm, hemen tüm şarkılarıyla dillere yerleşir.
Ama o yıllarda asıl `patlamayı', dönemin 'genç' grubu Mazhar Fuat Özkan yapar. 1984'te yayınlanan "Ele Güne Karşı Yapayalnız", bir anda her yerde çalınan, dinlenen bir albüm haline gelir. Aynı yıl yayınlanan iki albüm, Sezen Aksu'nun arabesk motiflerle dolu "Sen Ağlama" ve Zülfü Livaneli'nin `ip'lerin duyarlılığından çok uzakta bambaşka dünyalara doğru yelken açtığı "Ada" albümleri de ciddi satış rakamlarına ulaşınca piyasa yeniden 'pop' yapıtlarını desteklemeye başlar.
Bu dönemde, Mazhar Fuat Özkan'ın kazandığı başarının da etkisiyle Grup Gündoğarken'le başlayan, Yeni Türkü, Ezginin Günlüğü gibi düzeyli sentez gruplarına ulaşan bir gruplar patlaması yaşanır. Gündoğarken yaz aşklarını anlatır, Yeni Türkü popüler Yunan Şarkıları üzerine yazdıkları sözlerle sivrilirken Ezginin Günlüğü, daha çok üniversite çevrelerinde dinlenen 'elit' bir topluluk olarak yükselir.Yine aynı zamanlarda, İstanbul'da kurulan bir başka topluluk, Grup Yorum, darbe sonrasında `unutulan` bambaşka duyarlılıkları hatırlatır, birbiri ardına yaptığı albümlerle özellikle '80'lerin ikinci yarısına damgasını vuran topluluk haline gelir.
'70'lerde yaptığı iki 45'lik plakla müzik hayatına atılan Nejat Yavaşoğulları ise, kurduğu yeni grubu Bulutsuzluk Özlemi ile bambaşka bir hattın kapısını açar. '80 sonrasında, 1989'da yaptıkları ikinci aIbümleri "Uçtu Uçtu"nun büyük başarı kazanması, Bulutsuzluk Özlemi'ni müstesna bir yere oturtur. "Uçtu Uçtu", bu anlamda önemli bir albümdür. Yol açıcı, gerektiğince protest ve rnüzikal seviyesi oldukça yüksekte...
Bulutsuzluk Özlemi'nin açtığı hattan ilerteyen başka gruplar ilerleyen dönemde oluşacak Türkçe rock patlamasının öncüleridir. O kadar ki, `70'lerin efsane grupları Moğollar ve Üç Hürel yeniden bir araya gelirler ve '90'lu yıllarda söz sahibi olan gruplar arasına girerler.
'70'li yılların sonuna doğru yaptığı bir 45'lik ve '80 sonrasında yaptığı kimi çalışmalarla adından söz ettiren Kayahan, 1991'de yaptığı "Yemin Ettim" adlı albümüyle çok büyük bir satış rakamına imza atar. '80'lerin ilk yarısında Atila Özdemiroğlu'nun önce Sezen Aksu'nun "Firuze"si sonra Nükhet Duru'nun "Sevda"sı ile girişdiği deneyin yıllar sonra ortaya çıkan bir yankısıdır "Yemin Ettim'. Arabesk ve pop flörtünün de başlangıcıdır.
Kayahan'ın ilerlediği hattın, sonradan "özgün" olarak anılacak müzik türüne de yansımaları ortaya çıkar; Ferhat Tunç ve Ahmet Kaya, yaptıkları 'politik' şarkılarda arabesk tınıları alabildiğine kullanarak geniş kitlelere hitap etmeyi başarırlar. Ahmet Kaya giderek bir fenomen haline gelir. Onca yıpratma ve yok etme politikasına rağmen yıllarca dimdik ayakta durur ; albümleri çıktığında hep çok satar.
'90'Iı yılların müziği türlerin birbiri içine geçtiği, değişik denemelerin ortalarda dolandığı garip bir karışımdır. 1991 yılında "Abone" ile başlayan 'pop' şarkıları devri hızla artan ürünlerin piyasayı doldurmasıyla engellenemez bir hal alır. Sezen Aksu'nun "Hadi Bakalım", Nilüfer'in "Şov Yapma" şarkıları diskolarda çalınmaya başlar. Birbiri ardına 'yeni' şarkılar ve şarkıcılar çıkar piyasaya. Sezen Aksu'nun yetiştirdiği insanlar da birbiri ardına albüm yapar. Sertab Erener ve Levent Yüksel, önemli çalışmalara imza atar. '90'Iarın son fenomeni, Tarkan, Sezen Aksu imzalı şarkılarla adından söz ettirir, Avrupa'ya açılır ve bir dünya starı olma yolunda önemli adımlar atar.
Bu dönemlerde türküler ve 'Anadolu-rock' yeniden moda olur. '70'lerin Anadolu-pop akımının ve bu akımı yaratanların saflığının çok uzağında, tümüyle ticari düşünülerek ortaya çıkan bir 'moda'dır bu, Murat Göğebakan, Haluk Levent gibiler Cem Karaca gibi söyleyerek kendilerine bir hayran kitlesi oluştururlar, Özlem Tekin, Şebnem Ferah, Sibel Tüzün gibi şarkıcılar, Bulutsuzluk Özlemi'nin açtığı hatta ilerlerler. Oldukça da başarılı da olurlar.
 bu yazı http://www.kalan.com ' dan aLınmıştıR !

Yorum (2) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Klasik Batı Müziği hakkında...

28/4/2008
Kategori: MUZIK TURLERI


Klasik Müzik Dönemleri


Orta Çağ Dönemi
Önemli Bestecileri
Pérotin
Guillaume de Machaut

Renaissance Dönem (1400-1600 yılları arası)
Önemli Bestecileri
Josquin Desprez
Orlande de Lassus
Giovanni Pierluigi da Palestrina

Barok Dönem (1600-1750 yılları arası)
Önemli Bestecileri
Claudio Monteverdi
Heinrich Schütz
Olgun Baroklar
Antonio Vivaldi
Johann Sebastian Bach
George Frideric Handel

Klasik Dönem (1750-1825 yılları arası)
Önemli Bestecileri
Joseph Haydn
Wolfgang Amadeus Mozart
Ludwig van Beethoven
Franz Schubert

Romantik Dönem (1825-1900 yılları arası)
Önemli Bestecileri
Richard Wagner
Johannes Brahms
Anton Bruckner
Piotr Tchaikovsky
Gustav Mahler
Richard Strauss

Modern Dönem (1900-1945 yılları Arası)
Önemli Bestecileri
Claude Debussy
Arnold Schönberg
Alban Berg
Anton von Webern
Belá Bartók
Igor Stravinsky

1945 'den Sonrakiler
Önemli Bestecileri
John Cage
Luigi Nono
Witold Lutoslawski

buRaya kadar oLan böLümü "ŞURADAN" aLdım.
-----------------
-----------------

Klasik Batı Müziği Nedir?
klasik batı müziği, genelde yüksek kültür seviyesi ile bağdaştırılan, Halk müziklerinden net çizgilerle ayrılmış, Avrupa kökenli ve ağırlıklı müzik türüdür.

Klasik Müzik Dönemleri

Klasik Müzik Dönemleri denildiği zaman akla Barok Dönem,Klasik Dönem,Romantik Dönem ve bundan sonra gelen Modern Dönem gelir.İşte Rönesanstan sonra müziğin gidişatını büyük ölçüde değiştiren bu dönemlerle ilgili bilgiyi aşağıdan öğrenebilirsiniz.

Barok Dönem (1600-1750)

Barok çağ, klasik müziğin yükseliş çağıdır desek herhalde yerinde bir tabir olur. İşin garibi, klasik müziği yaygınlaştıran, halkın müzik sevgisinden çok, zenginlerin özentiliği olmuştur. Barok bir gösteriş devridir ve bu devir boyunca en çok kullanılan sözcük yüksek ihtimalle "ihtişam" olmuştur. Çok ama çok büyük malikaneler, park boyutunda bahçeler ve söz konusu malikanelerde çalışan hizmetçi orduları Barok'un önemli özelliklerindendir. Mimari yapıtlardaki abartının müziğe de yansıdığı ve 'org'un altın çağını yaşadığı barok dönem, armoni tekniğinin tepe noktaya vardığı, kantat ve opera gibi sahne sanatlarının ortaya çıktığı, senfonik orkestraların, konçertoların ilk tohumlarının atıldığı, tarihe damgalarını vuran bestecilerin yetiştiği çok renkli bir dönemdir.

İşte tam da bu gösteriş yıllarında evde çalışan kadroyu artırmak isteyen aşırı zengin bir işadamının aklından şöyle bir düşünce serisi geçmiştir: "Allahım ne kadar da zenginim; nasıl da her şeyim var, offff offf yine de sıkılıyorum ama, dur en iyisi çalgıcıları çağırayım, hmm, bir daha düşündüm de en iyisi eve bir bestekar alayım, her gün besteler yapsın, çalsın söylesin, evet, evet, süper fikir bu".

İşte olanlar da bundan sonra olmuştur. Fikir, sosyeteye bomba gibi düşmüş ve bütün zenginleri bestekar kiralamaya itmiştir. Bu dönemin müzisyenleri onlara "hami"lik eden zenginlerin sayesinde kısmen rahat içinde yaşamış ve bunun sonucunda oldukça verimli olmuşlardır.

Tarihteki ilk opera, İtalya'da Jacopo Peri'nin bestelediği Dafne operasıdır, ancak operayı geliştiren ve tüm dünyada tanınmasını sağlayan yine İtalyan besteci Claudio Monteverdi'dir. Viyolasıyla danslara eşlik eden ve madrigallerde şarkılar söyleyen Monteverdi, bu ilk operayı duyduğunda çok etkilendi ve 1607'de Orfeo'yu besteledi. Bu operanın büyük bir başarı kazanması ve saraylardan bu konuda yoğun talepler gelmesi üzerine, Monteverdi bu işe daha çok ağırlık verdi ve böylece dramatik etkinin yüksek olduğu, orkestranın şarkılara eşlik ettiği operalar doğmuş oldu.Barok dönemin bizlere armağan ettiği besteciler Haendel, Vivaldi, Pergolesi olağanüstü eserleriyle klasik müzik tarihine isimlerini altın harflerle yazdırdılar, ama dönemle özdeşleşmiş olan esas bir başka isim vardır ki, o da Bach. Batı müziğinin temel taşı sayılan Bach'ı kısaca anlatmak yakışık almaz, o yüzden şimdilik geçiyoruz ama yazının ilerleyen kısmında biraz daha bahsedeceğiz kendisinden.


Klasik Dönem (1750-1830)

1700'lerin ortaları ile 1800'ler klasik müzik için çok önemli bir çağdır ve Aydınlanma Çağı olarak anılır. Newton, Descartes, Rousseau, Voltaire, Montesquieu gibi bilim adamları ve düşünürler dönemi baştan aşağı yenileyen isimlerdir. Düşün hayatının değişimiyle birlikte dinde doğallık ve sadelik, bireysel özgürlük, eşitlik ve ilericilik büyük önem kazandı ve bütün bunlar sanat ve edebiyat dünyasına da yön verdi. Doğallıktan yana olan bu dönemin düşünürleri Barok dönemin bestecilerini fazla karmaşık olmakla, müziğin temel amaçlarını unutmakla suçladılar. Böylece Klasik dönem, müzik tarihine, teknik karmaşayı yenmiş ve doğallığa ulaşmış, yalınlaşmış bir dönem olarak geçti.

Müzik bütün sanat dalları arasında en sivrileni olmuş ve klasik müzik toplum için görgüyü simgeleyen en önemli kıstas haline gelmiştir. Birçok aile, çocuklarının müzik eğitimine önem vermiş ve sonuç olarak önemli bir bölümü iyi müzikten anlayan bir nesil yetişmiştir. Barok çağında anlattığımız "hamilik" sistemi de dolu dizgin devam etmektedir bu arada. Artık sadece zenginler değil, kontlar ve krallar gibi politik kişiler de işin içine girerek bestekarları el üstünde tutmaya başlamışlardır.

Dönemin ilk akla gelen bestecileri Mozart ve Haydn'dır. Bu iki büyük besteci çok iyi anlaşan ve birbirlerinden çok etkilenen iki can dosttur. Aralarındaki fark, Haydn'ın müziğe oldukça geç bir yaşta başlaması, Mozart'ın ise bir dahi olarak doğup müziğe üç-dört yaşlarında atılmasıdır. Hatta denir ki, "Eğer Haydn Mozart gibi 35 yaşında ölseydi, adı bugün zor anılırdı." Harika çocuk olmamakla birlikte yine de çok önemli eserler veren Haydn en çok oratoryolarıyla beğenilmiştir. Kusursuz müziğiyle anılan Mozart ise, Bach gibi kısaca bahsedilecek bir besteci olmadığından, ilerleyen kısımlarda kendisinden biraz daha bahsedeceğiz.

Romantik dönemin diğer dahisi Beethoven'dır. Beethoven Klasik ve Romantik dönem arasında bir köprü olarak tanımlanır. Kimi tarihçilerin Klasik, kimilerinin ise Romantik döneme yakıştırdığı Beethoven, esasen kendine özgü bir dönemin sanatçısıdır ki, Beethoven Çağı diyebileceğimiz bu dönem, 1790'dan 1830'a dek uzanır. Biz en iyisi bu üçüncü dehayı da, diğer ikisi gibi, sona bırakalım. Fakat o dönemin bir diğer komik özelliği, ailelerin genç kızlarına Beethoven dinletmemeleri ve neden olarak bu eserlerin erotik bir tarafı olduğunu söylemeleridir. İnsanlar ne kadar da kötü niyetli olabiliyorlar değil mi? Evet.


Romantik dönem (1830 - 1900)

Romantik çağ, adından da anlaşılacağı gibi, biraz "flu" geçmiş bir çağdır. Endüstri devriminin ayak sesleri duyulmaya başladığında insanlar arasında geçici bir panik yaşanmış ve bunun sonucunda mistisizmle karışık aşk aromalı eserler ortaya çıkmıştır ve her alanda birbirinden parlak sanatçılar birbiri ardına harikalar yaratmıştır.Tabii ki romantizm, her çağda, her sanatçıyla yaşanmıştır ama 19. yüzyıl sanatına çok daha yoğun ve abartılı bir biçimde yansımıştır. Bu dönemin sanatçıları düşler ve imgeler içinde uçan, ulaşılmaz olanın peşinde koşan, kendine acıyan, anlaşılamamaktan yakınan, ruhsal inişleri çıkışlarını yapıtlarına yansıtan sanatçılardır. Bu durumun edebiyattaki yansıması Victor Hugo, Balzac, Gogol, Dostoyevski, Tolstoy, Çehov, Dumas, de Musset, Keats, Lord Byron ve Goethe, felsefedeki yansıması Nietzsche, Schopenhauer, Hegel iken, müzikteki karşılığı Chopin, Schubert, Weber, Schumann, Çaykovski, Brahms, Verdi, Liszt, Wagner, Puccini, Rossini ve şeytan kemancı Paganini olmuştur. Ehh, düşünün artık.

Beethoven'ın Klasik ve Romantik akımları birbirine bağlayan müziğinin ardından, çağdaşları sayılan Weber, Schubert ve Rossini ilk katıksız Romantikler kuşağı olarak bilinir ve Romantik dönemi gerçek anlamıyla başlatan da onlar olmuşlardır. Bu bestecilerin 1830'larda ölmesiyle ikinci kuşak Romantikler döneme ağırlıklarını koymuşlardır.

Oda müziği Klasik dönemin ürünüyse, senfoni de Romantik dönemin ürünüdür. Bu dönemde birbiri ardına olağanüstü senfoniler, liedler, koral müzikler, operalar, uvertürler, konçertolar yazılmış ve yorumlanmıştır. Özellikle Verdi'nin operaları bugün bile hayranlıkla dinlenmektedir. Dönemin sonlarına doğru atağa geçen bale türü ise klasik müziğe dansın eşsiz güzelliğini getirmiştir.

Bach, Haydn ve Mozart da minör tonları kullanıp romantizme bir tür hazırlık yapan besteciler olsalar da, Romantikler'in yorumculuğu Bach veya Mozart zamanının yorumculuğuna benzemez. Chopin, Liszt, Paganini gibi harikalar yaratan yorumcuların çalış tekniği, Romantik dönemin ölçütü sayılmıştır. Bu dönemin bestecileri çalgılarının olanaklarını çok iyi tanıdıklarından kendi parlak yetenekleriyle çalgının tüm sınırlarını zorlamışlardır.

Romantik dönemin en gözde çalgısı piyano olmuştur, bu dönemin sanatçılarının tüm fırtınalı, hırçın ve inişli çıkışlı duygularını en güzel anlatan çalgı olmakla nam salmıştır. En küçük sesten en büyük sese dek ses gürlüğüne karşı duyarlılığı, bestecilerin ruh halindeki değişiklikler için son derece elverişlidir. Ancak tarihe adını gerçekten bileğinin hakkıyla yazdıran bir keman virtüözü vardır ki hem baş döndürücü çevikliği ve hızı, hem de son derece duygusal yorumuyla inanılmaz bir müzisyendir. Paganini'nin yeteneği öylesine olağanüstüdür ki şeytanla işbirliği yaptığı inancı almış yürümüştür. Çağının çok ilerisinde olan bu keman ustasının yazdığı ve yorumladığı eserleri aynı ustalıkta seslendirebilecek kemancı bugün bile yok denecek kadar azdır.

Modern Dönem (1900-...)

Yeni bir yüzyılın başlaması ile müzik de yeni bir döneme adımını atmıştır. Kimi müzik tarihçisine göre 20. yüzyılda bestelenen müziğin tümü modernizm olarak anılmalıdır. Ancak hangi "izm" için geçerli olursa olsun, 20. yüzyıl, müzikte her türlü sınırın bilinçli olarak zorlanmasıdır: Teknikte, ifadede, biçimde, stilde, içerikte, özde tüm geleneksel kurallar eğilip bükülmeye, eriyip çökmeye başlamıştır. Bu dönem sadece müzikte değil, diğer alanlarda da yeniliklerin peşinde koşulduğu, Oscar Wilde, Lawrence, Joyce, Proust, Kandinski, Picasso, Matisse, Klimt, Kokoschka, Freud, Jung, Russell gibi yenilikçi ve özgür ruhlu sanatçı ve düşünürlerin şekillendirdiği bir dönemdir.

Müzikte Debussy, Ravel, Schönberg, Mahler, Stravinski, Carl Orff, Bela Bartok, Eric Satie, Prokofiev, Şostakoviç ve Gershwin gibi besteciler müziğin kurallarını tekrar değiştirdiler, eserlerini 'görsel' bir havaya soktular. Parçaları, müzikal filmler gibiydi (Bu dönemden birçok eserin kullanıldığı klasik Disney filmi Fantasia'yı duymuş olmalısınız). Daha da önemlisi, 20. yüzyıl, besteci ve yorumcuların birbirinden etkilendikleri ve herhangi bir akıma bağlı kaldıkları bir dönem değil, aksine birbirinden tamamen bağımsız, gerçekçi ve ait olduğu kültürün kökenlerine inen sanatçıların çağı oldu.

Bu dönemde sadece orkastral müzikte değil, sahne müziklerinde de cesur yenilikler yapılmıştır. Örneğin balede, özellikle günümüz kareograflarından Maurice Bejart'ın olağanüstü denemeleri modern baleyi tepe noktasına ulaştırmış ve izlemeye doyamayacağımız gösteriler haline getirmiştir.

20. yüzyılda caz müziğin ortaya çıkışıyla ve bazı klasik müzik bestecilerinin caza yönelmesiyle klasik müziğin iktidarı sallanmış, zamanla yerini diğer müzik türlerine bırakmıştır. Ancak hiçbir zaman değerinden bir şey kaybetmemiş, kendinden sonra gelen tüm müzik akımlarını etkilemeyi sürdürmüş ve onlara bir tür 'abilik' yapmıştır.

Şimdi de önemli klasik müzik tarzlarını kısaca tanıyalım. Neden mi?
Çünkü bir parça 'pop'sa 'pop'tur, ama klasik müzikte işler hiç de öyle değil.

Senfoni: Bütün tarzların anasıdır. Bir senfoni için en az yarım saat, dört bölüm ve kocaman bir orkestra gerekir. Büyük besteciler ne kadar büyük olduklarını kanıtlamak için birçok senfoni yazmak zorundaydılar.
Sonat: Senfoniden tek farkı bir ya da birkaç kişi ile çalınmasıdır.
Sonatina: Bebek sonat denebilir. Süresi daha kısadır.
Konçerto: Bir solo enstrüman için yazılmıştır, ama orkestra da onu arkadan destekler. Solo artist izleyicilerin önünde mağrur bir şekilde sanatını icra eder.
Kantat: Kelime olarak "şarkı söylemek" anlamına gelir, bir nevi "aryaların atasıdır" diyelim, biraz daha abartalım, "dekor ve kostüm gerektirmeyen pratik mini opera" diyerek konuyu kapatalım.
Dans: Vals, bu kategoriye girer. Adında dans ya da vals kelimesi geçmiyorsa bile sizi devamlı tekrar eden ritmi ile kıpırdatıyorsa, o danstır işte.
Serenat: Basitçe “kokteyl müziği” denebilir. Soylu ve zenginlerin partilerinde, konukların dikkatini yemek üzerinde sabitleyebilmek için ağır ve aheste bir şekilde çalınır. Basit ve rahatlatıcı olurlar.
Rapsodi: Belirli bir formları yoktur. Yani eğer bir eseri kategorilendiremediyseniz, büyük ihtimalle rapsodidir.
Uvertür: Birkaç dakikalık, trajik bir üzüntüyü ya da coşkulu bir anı ifade etmek için yazılmış güçlü eserlerdir. Prelüd de dendiği olur.
Bale: Eskiden arka plan müziği olarak sınıflandırılırdı. Ama Peter Çaykovski geldi ve bu türü enfes bir hale, dansı seyretmeden de dinlenebilecek bir duruma getirdi.

ÖZET
* rönesans : 1450–1600 yılları arasında, enstrüman ağırlıklı ve çoklu seslerin kullanıldığı dönem : org, klavsen, arp en çok kullanılan çalgılar.

* barok : 1600–1750 yılları arasında, karmaşık seslerin kullanıldığı, tekdüzelikten uzak, klavyeli çalgıların rağbet gördüğü dönem. barok dönemin ünlü bestecileri Händel, Vivaldi ve Bach'tır.

* klasik : 1750–1820 yılları arasında, pekçok besteleme ve stil kuralının yerleştiği, arp ve klavsenin yerini piyanoya bıraktığı dönem. Dönemin ilk akla gelen bestecileri mozart ve Haydn'dır.

* Romantik : 1820–1901 yılları arasında müziğin kültürel hayata girdiği ve eğitim kurumlarının adımlarının atıldığı, melodi ve ritmin dikkate alındığı dönem. Beethoven, Weber , Schubert ve Rossini, Chopin, Liszt, Paganini Romantikler kuşağı olarak bilinir.

* Modern : klasik batı müziğinin değerlerinde kriz yaşandığı dönem. Debussy, Ravel, Mahler, Stravinski, Carl Orff, Prokofiev, Şostakoviç ve Gershwin döneme damgalarını vurmuşlardır.

bu böLümü ise "şuRadan" Ç-aLdım.

----------------
----------------

Klasik müziğin doğuşu

Ortaçağ dediğimizde gözümüzün önüne vebadan kırılan bir Avrupa, engizisyon mahkemeleri ve kilisenin kurumsallaşması geliyor. Gerçekten de Ortaçağ bütün Avrupa için zor bir dönemdi, ama o karanlık zamanları aydınlatan bazı güzel şeyler de oluyordu. İşte bu güzel şeylerden biri müziğin doğuşuydu (Örneğin diğerleri de muhteşem katedraller ve kulelerdir).

Müziğin doğuşu derken ciddi anlamda doğuşundan bahsetmiyoruz tabii ki; müzik yüksek ihtimalle en az insanlık tarihi kadar eski bir uğraş. Ortaçağ'da doğan şey, müziğin kağıtlara dökülmeye başlanması, bir başka deyişle kaydedilir hale gelmesiydi. Aziz Gregory'nin (540-604) bulduğu bu kayıt sistemi (ilkel bir nota sistemiydi kendisi, Gregory notalara isim vererek başlamış ve sesleri A, B, C, D olarak dört gruba ayırmıştı) müziği gelip geçici bir uğraş olmaktan çıkarıp ciddi bir sanat haline getirmişti. Tahmin edebileceğiniz gibi Gregory'nin nota sistemi zaman içinde oldukça değişerek iyice yararlı bir hale geldi ve Gregory'den sonra işe el atan Arezzo'lu Guido 1030'da bugün de kullandığımız nota isimlerini (do, re, mi, fa, sol, la, si) bularak hadiseye yeni bir boyut getirdi. Hatta bunun ilginç bir öyküsü var: Guido, koro çocuklarına duaları ezberletmek için bir yöntem geliştirir, bu yönteme göre parmaklarındaki girinti ve çıkıntılara bir halk ezgisinin ilk hecelerini yazar, böylece bir gam dizisinin sekiz notasını birden yazmış olur; Utqueant laxis (ut sonradan do olacakdır), Resonare fibris, Mira gestorum, Famuli tourum, Solve polluti, Labi reatum, Sancte Ionnes (sonradan si olacaktır). Bu yöntem müzik tarihinde "Arezzolu Guido'nun eli" olarak anılır.

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Caz müzik - kısa bir tanıtım türü

14/4/2008
Kategori: MUZIK TURLERI


cazz ( Jazz ) müzik konusunda oldukça detaylı bir tanıtım yazısı için bakmanız ama mutLaka okumanız gereken iLk durağımız "Caz (Jazz) müzik nedir - Caz müziğin kökeni nedir - Ortaya çıkışı ve türleri" başLığıyLa şuRada ( http://soruvecevap.blogcu.com/12883341/ ) var. HazırLayan ve payLaşanLara teşekkürLer... aLtta bir küçük aLıntı yapıyoRum ki fikRiniz oLsun :
"Caz (Jazz) müziği her ne kadar 1880' lerde New Orleans'ta gelişmeye başladıysa da aslen kökeni Afrika' dır. Sömürgenin yaygın olduğu dönemlerde Amerika'ya getirilen siyahlar buraya kendi kültürel müziklerini de getirmişlerdir. Burada köle olarak çalışırken tarlalarda söyledikleri şarkılar cazın temeli olmuş ve 1920'lerin başında New York, Los Angeles ve Chicago'da yapılan kayıtlarla son şeklini aldı. O zamanlar birçok değişik akım cazın ortaya çıkışında yol gösterici olmuştur. Bunlardan biri melodilerin ve akorların eşliğinde simgesel olarak özgürlüğe kavuşma çabalarıydı. Bu akım bugün doğaçlama olarak tanımladığımız olaya liderlik etmiştir. Bir diğeri ise, siyahi Amerikalıların yarattığı blues ve ragtime gibi müzik türleriydi.
Caz müziğinin neden ve nasıl Amerika'da ortaya çıktığını ve bu kadar farklı türde müziğin nasıl biraraya geldiğini anlayabilmek için, Afrikalıların kölelik Amerika'sındaki yaşamlarına göz atmamız gerekir. Afrikalı köleler Amerika'ya getirildikleri zaman yanlarına müzik aletlerini almalarına izin verilmemişti. Ama onlar müzikal zevklerini ve geleneklerini yanlarına almışlardı. Afrikalıların yüzyıllar önce yaptığı bu hareket, Avrupa müziğinin neden Afrika kökenli Amerikalılar tarafından çalındığında daha farklı duyulduğunu biraz da olsa anlamamıza yardımcı olabilir. Örneğin bazı köleler Avrupa kökenli kilise müziklerini, yöresel müzikleri ve dans müziklerini kendi müzik zevk ve geleneklerine uyacak şekilde değiştirdiler. Onların çocukları da atalarının müzikteki bu davalarının peşinden gittiler. Böylelikle bu müziksel tercih nesilden nesile devam etti
." ve devamı...


Caz müzik konusunda bir diğer turumuz maLumunuz üzre vikipedia'da. ŞöyLe aLayım sizi...

ekşi sözLüğün caz maddesi'ni de unutmuş dedirtmem eLbette. buyRun buRada...

bir örnek oluştursun diyerek "FLy Me tHe MOON" isimLi şarkıyı dinLeyebiLirsiniz.

Fly me to the moon
Let me sing among those stars
Let me see what spring is like
On jupiter and mars

In other words, hold my hand
In other words, baby kiss me

Fill my heart with song
Let me sing for ever more
You are all I long for
All I worship and adore

In other words, please be true
In other words, I love you




notayı okumakta zorLanıyorsanız "Şuraya" tıkLayabiLirsiniz.

iLk yorum eRika david'den





ikinci yorum ise Fatima AYATS'dan...





üçüncü yorum ise Burcu GÜNEŞ'e ait...





FRank sinatra'yı unutacağımı sanıyoRsanız yanıLıyoRsunuz !






caz demişken, my way şarkısını ve eLvis pResLey'in enfes yorumunu da dinLemenizi tavsiye ediyoRum.





And now, the end is near;
And so I face the final curtain.
My friend, Ill say it clear,
Ill state my case, of which Im certain.

Ive lived a life thats full.
Ive traveled each and evry highway;
And more, much more than this,
I did it my way.

Regrets, Ive had a few;
But then again, too few to mention.
I did what I had to do
And saw it through without exemption.

I planned each charted course;
Each careful step along the byway,
But more, much more than this,
I did it my way.

Yes, there were times, Im sure you knew
When I bit off more than I could chew.
But through it all, when there was doubt,
I ate it up and spit it out.
I faced it all and I stood tall;
And did it my way.

Ive loved, Ive laughed and cried.
Ive had my fill; my share of losing.
And now, as tears subside,
I find it all so amusing.

To think I did all that;
And may I say - not in a shy way,
No, oh no not me,
I did it my way.

For what is a man, what has he got?
If not himself, then he has naught.
To say the things he truly feels;
And not the words of one who kneels.
The record shows I took the blows -
And did it my way!


Türkiye ve caz denince...
http://www.cazci.com/index.php
Türkçe İçerikli Caz Portalı. Caz tarihi, haber, konser, albüm, radyo, festival, sanatçı biyografileri gibi konularin bulunubilecegi bir ortam.
iyisi mi siz "ŞuRaYa" tıkLayın...


Yorum (3) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı